Oca
17
2010
Halkçılık
Author: adminHALKÇILIK
Halkçılık, Mustafa Kemal’in TBMM’ye sunduğu ilke. Halkçılık 13 Eylül 1920′de uygun bulunularak 18 Eylül 1920′de kabul
edildi. İlkede TBMM’ni halkın sorunlarını, sıkıntılarını yeni bir örgütlenmeyle ortadan kardırmak ifade edilir. Daha sonra Cumhuriyet Halk Fırkası tüzüğü ile 1924 esasiye kanunu metninde ilkenin belirttiği hedefler ele alındı.
Halkçılık (popülizm) ilkesinin anlamı, seçmene hoş görünme politikası olarak algılanmamalıdır. Bu ilkenin anlamı, kader siyaseti güdenlerin, halkı soktuğu uyuşukluktan kurtarıp, onun , birlik ve beraberlik gücü“ne dinamizm kazandırmaktır.
Halkçılığı anlatmadan önce halk kavramının üzerinde durmak gerekir. Bu bağlamda halk kavramının tek değil, birçok tanımı olduğu görülür. Örneğin; halkın sözlük anlamı Arapça “mahluk”tan gelmektedir. Türkçe karşılığı “yaratılmış” olan bu Arapça kelime, aynı topraklar üzerinde yaşayan insan topluluğu anlamında kullanılmıştır. Yahudi halkı gibi aynı soydan gelen, ayrı ülkelerin uyruğu olarak yaşayan insan topluluklarına da halk denildiği gibi, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ndeki gibi ülke içinde yaşayan değişik soylardan oluşan insan topluluklarının her biri halk olarak vasıflandırılmaktadır. Ancak bizim anladığımız Türk halkını, sözlüklerde de belirtildiği üzere, aynı ülkede oturan ve diğer ortak özelliklere sahip, ortak çıkarları ve değer sistemlerini paylaşan insanların tümü oluşturur. Atatürk’e göre : “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir”. Açıkça görülüyor ki Atatürk Türk ulusunun bütün kesimini halk olarak kabul ediyor, Türk halkının cumhuriyetin kurucusu ve sahibi olduğunu vurguluyor.
Türkiye halkları deyimi gerçek dışı, Türk Milletini bölmeyi, Türk devletini,Türk Devletini parçalamayı öngören zararlı bir görüşün ifadesidir. Türkiye halkları deyimi ,Türk devletini çeşitli halklardan oluşturan, değişik bünyeli bir devlet anlayışını amaçlamaya yöneliktir. Türkiye Hakları deyimi, aynı zamanda 1961 Anayasasının üçüncü
maddesinde yer alan “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.”Temel hükmüne de aykırıdır.
Halkçılık, cumhuriyetçiliğin doğal bir sonucudur denildi ki, bu çok doğrudur. Cumhuriyet halkın kendi yöneticilerini kendi içinden seçmesi anlamına gelmektedir. Böylece cumhuriyet rejimi, bir halk rejimi olmaktadır. Aynı biçimde, halkçılık, milliyetçiliğinde bir sonucudur. Millet halktan oluştuğuna göre, milliyetçilik Türk halkının refahı için çalışmak, ortak geçmişe ve geleceğe halkla birlikte bağlanmak demektir. Atatürk, daha TBMM açılır açılmaz yeni kurulan devletin bir halk devleti olduğunu belirten pek çok konuşma yapmıştır. Artık halk bir kişi tarafından yönetilmemekte, kendi kendini yönetmektedir.
Halkın ortak yaşam ve amaç bilincinin şekillenmesi ve güçlenmesi, işgalci kuvvetlere karşı başkaldırmada ve Kurtuluş Savaşı’nda olağanüstü özveriyle çalışmada ortaya koyduğu dayanışma sayesinde süreklilik ve anlam kazanmıştır. Buna rağmen, bu gelişme kurtuluştan sonra da çeşitli önlemlerle desteklenmiştir. Buna ilişkin olarak en somut örnek eşit haklar konusudur. Yeni devletin kuruluşunda halkın sadece bir bölümünün fiili katılımı söz
konusu olsaydı, büyük bir bölümünden yükümlülük beklemek safdillik olurdu.
Halkçılık bağlamında yapılan inkılaplar : Kadın erkek eşitliği konusunda gerekli önlemlerin alınmış olması, öğretim birliğinin gerçekleştirilmiş olması, her yurttaşın öğrenebileceği yeni bir Türk alfabesinin hazırlanması gibi devrimler yapıldı.
Halkçılık ilkesinin gereği olarak , Osmanlı zamanında Tanzimat’la kadınlara hiç olmadığı kadar tanınan hakların iyileştirilmesi ve erkeklerle eşit duruma getirmek amacıyla birçok yenilikler yapıldı. Bunlardan başlıcaları şöyle :
1926: Türk Medeni Kanunu’nu ile erkeğin çok eşliliği ve tek taraflı boşanmasına ilişkin düzenlemeler kaldırıldı, kadınlara boşanma hakkı, velayet hakkı ve malları üzerinde tasarruf hakkı tanındı.
1930: Kadınlara belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanındı.
1933: Kız çocuklarına mesleki eğitim vermek amacıyla Kız Teknik Öğretim Müdürlüğü kuruldu.
1933: Köy Kanunu’nda değişiklik yapılarak kadınlara köylerde muhtar olma ve ihtiyar meclisine seçilme hakları verildi.
1934: Anayasa değişikliği ile kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı.
Ayrıca “Avrupa’da kadınlara ilk kez seçme ve seçilme hakkı Türkiye’de tanındı.” diye söylenir gider. Ancak Türkiye Avrupa’da 19. Dünya’da 30. olarak kadınlara bu hakkı tanıdı. (Kaynak : european women in a global world , 1500 to the present, new york 2000, oxford university press)
Halkçılık ilkesine bağlı olarak yapılan soyadı kanununa göre insanların bilinmesi için kullanılan unvanlar kaldırılıp
yerine her ailenin bir soyadı taşıması karara bağlandı. Böylece halk içinde insanlar arasına molla , şeyh vb. unvanlarla tanınan insanlara ayrıcalık tanınması engellenmeye çalışıldı.
Atatürkçü düşünce sistemindeki halkçılık, halkçılığı esas aldığını söyleyen sosyalizm ve komünizmden farklıdır. Atatürk’e göre halkçılık bütün milleti kapsar fakat diğer düşünce sistemlerinde milletin sadece belirli bir kısmı halkçılığın içerisine girebilir. Komünizm ve sosyalizmde egemenlik belli bir grubun elindedir. Fakat Atatürk halkçılığında egemenlik milletindir. Yani bu tür halkçılıkların Atatürk’ün demokrasiyi üstün tutan, milletin demokratik haklar elde etmesini sağlayan halkçılık ile ilişkisi olamaz.
Atatürk’ün halkçılığa bakış açısını daha iyi kavrayabilmek için bazı sözlerini hatırlatmak gerekirse:
“İç siyasetimizde ilkemiz olan halkçılık, yani milletin bizzat kendi geleceğine sahip olması esası anayasamız ile tespit edilmiştir”
“Halkçılık, toplum düzenini çalışmaya, hukuka dayandırmak isteyen bir toplum istemidir”
“Türkiye Cumhuriyeti Halkı’nı ayrı ayrı sınıflardan oluşmuş değil, fakat kişisel ve sosyal hayat için işbölümü itibariyle çeşitli mesleklere ayrılmış bir toplum olarak görmek, esas prensiplerimizdendir
“Bizim gözümüzde tarımcı, çoban, amele, sanatçı, süer, sağaltman kısacası herhangi bir toplumsal kurumdaki etkin bir yurttaşın halk, çıkar ve özgürlüğü eşittir.”